Alibeyköyü, Fatih Sultan Mehmet Han’ın uç beylerinden Ali Beğ  isimli akıncısının çiftliği idi. Fatih Han, Ali Bey’e İstanbulun alınmasından önceki yıllarda Trakya ve Balkanlarda zapt ettiği beldeler ve İstanbul Kuşatması sırasında Balkanlar yolu ile gelebilecek Haçlı ordularını önleyici tedbirler aldığı için mükâfatlandırarak Albeyköy bölgesini mülk olarak vermiş ve vakfiyesine yazdırmıştır.Ali Beğ’in babası Evrenos Gazi olup o dahi Osmanlı ordularında benzer yararlı işler yapmıştır.

       Bizans döneminde Alibeyköyünde yerleşim yoktu. Bizanslılar surların dışında, bilhassa  Eyüp semtinde bazı yapılar inşa etmişler ve su kaynaklarını ayazma denilen depolu çeşmeler haline getirmişlerdir. Bu içme sularının kalıntıları 1950 yıllarında Alibeyköyünde de vardı.
      
       Alibeyköyünde M.Ö. 2. asırdan kalma bazı mermer eserler bulunmuş ve bunlar İstanbul Arkeoloji müzesine kaldırılmıştır. Bunlardan anlıyoruz ki Alibeyköyü semti yerleşim yeri olmamakla beraber Bizanslı ve diğer halkların yararlandığı bir bölge idi.

       Alibey çiftliği onun 1485 de vefatına kadar devam etti. 1498 tarihli Osmanlı kayıtlarında köy nüfusunun 46 kişi olduğu yazılıdır. Bunlar Alibey çiftliğinin personeli olup bir kısmı toprağı işleyerek vergisini veren ve koyun yetiştiren  müslümanlar idi. Hiç bir devirde Alibeyköyüne gayrimüslim iskân edilmedi. Hristiyanlar Silâhtar ve Çamlık semtini tercih ederlerdi Evliya Çelebi , kuruluştan 200 sene sonra  yazdığı seyahatnamesinde  Alibeyköyü’nün, 17 asır ortalarında, “ Kırk kadar evi olan ve 70-80 kadar çınar ağacı ile süslenmiş bir mesire yeri “ olduğunu yazmıştır. Burası şimdi Çırçır dediğimiz mahalledir. Çırçır 1720 lerde yeniden ihya edilmiş ; Bentler, havuzlar, fıskiyeler ve gül bahçeleri yapılmış ve çitlenbiklerdeki IV. Mehmet’in av köşkü de oğlu III. Ahmet tarafından tamir edilmiş ve Alibeyköyü gerçek bir mesire, zevk ve sefa mahalli haline gelmişti.

       Bu dönemde Alibeyköyü’nün adı Hüsrevabat olmuştu. Bu saltanat 1730 tarihine kadar sürmüş, isyancılar Kâğıthane ve Alibeyköyü’nü yakıp yıkmışlar ve yağma etmişlerdi.

       Fetihten 400 yıl sonra 1850’ lerde Adile Sultan Alibeyköy-Silâhtar arasındaki yolun yamacına bir saray grubu inşa ettirdi. Çok hayırsever olan bu sultan Alibeyköy halkına çok yardımlarda bulundu. 1899 da vefatından sonra bakımsızlıktan harap olan saraylardan 1950 yıllarında yalnız temeller kalmıştı. Bunları da bu tarihten sonra gelen gecekonducular söküp kullandılar

       Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet II. İle başlayan Hassa arazilerini yararlı şahıslara vererek vakıflar kurdurma olayı oğlu  II:Beyazıt ile devam ederek Alibeyköy ‘de bir çok vakıf kurulmasına ve arazilerin bu vakıflar tarafından kiraya veya yarıcılık yolu ile işletilmesine neden olmuştur. 1793 lerde de Alibeyköyünün büyük bir bölümü III.Selim tarafından Silâhtarı Seyit Abdullah Ağa’ya verilmiş ve Ağa’nın kurduğu vakıf halen Alibeyköylünün yüreğine oturmuş ve  gündemindedir.

       Ayrıca vakıf dışındaki araziler miri malı olarak Devlet ve Padişah hayvanlarının yayılma ve barınma yeri olarak kullanılırdı. Silahtar yolu üzerinde ve Çobançeşme’de bu iş için büyük ahırlar ve bakıcılar için mekânlar vardı.Osmanlının son döneminde Alibeyköy arazisi Paşalar’a arpalık olarak verilmişti. Silâhdar Alibeyköy arası çayırlar Enver Paşa tarafından ekiliyordu.

       Bugün Saya merası dediğimiz bölgenin Yeşilpınar kısmında Saya Ocağı isimli bir teşkilât vardı. Bunlar Sarayın ve Osmanlı Ordusunun ve İstanbul Şehrinin et ihtiyacını karşılamak üzere  kendilerine tahsis edilen ve 90.000 dönüm olan mera’larında koyun beslerler ve Saraya kasaplık ve kurbanlık yetiştirirlerdi. Koyun miktarı yıllık 15.000 civarında idi. Kendileri ve hayvanatın ihtiyacı için 2000 dönüm tarlalarında sebze ve yem bitkileri yetiştirirlerdi. Sarayın günlük ihtiyacı hergün teslim edilirdi. Teşkilâtı yeniçeriler korurdu. Fatih Sultanı Mehmed’in Akşemsettin hazretlerinin tavsiyesi üzerine kurduğu bu ocak 1908 de kaldırıldı.

       Saya Ocağı kalabalıktı.Çiftçisi, Çobanı, İşçisi, Sanatkârı, Ahçısı, Arabacısı, mezbahası  ve Yeniçerileri ile büyük bir aile idi. Camisi ve özel mezarlıkları vardı. Meskenler, Bekâr odaları, Ağa evleri, ve Ahırlar, Ağıllar, Ambarlar ve işyerleri ile büyük bir sistemdi.Saraydan tahsisat almakla birlikte birçok gıda maddelerini kendileri yetiştirirlerdi.Çöplüğünde o kadar çok it ürerdi ki mevkiin diğer adı Köpek yaylası olmuştu.

       Saya Ocağının Ağa’larından olan Mahmut Ağa, Köy’e inerek buraya yerleşti. Sonra seçimle Muhtar oldu. Cumhuriyet Hükümetinin 1933 deki umumi talimatı ile bütün köy arazisinin Miri ve Vakıf yerlerini halk’a dağıttı

       İstanbulu’n işgalinde, müttefik kuvvetlerinden İngilizler şimdiki Hasdal’a karargâh kurmuşlardı. 2 Ekim 1923’e kadar burada kalmışlardı. Nöbet tutan devriyeleri köy içinde de Kartallı bahçede durak yaparlardı.

       Kuruluştan yaklaşık 500 yıl sonra, 1946 da Alibeyköy nüfusu 901 kişi olmuştu. Çünkü 1877-1878 tarihli ( 93 Harbi) Rus harbinin evveli ve sonrasında ve bilhassa Lozan sulhu gereği büyük mübadele sonucu birçok göçmen bölgemize gelmişti. Alibeyköyüne ise serbest olanlar geliyordu. Zira iskân’a yararlı toprağı yoktu. Her yer Vakıf veya sahipli idi.. Daha sonra  doğu Anadolu’dan gelenlerle nüfus hızla arttı. Yer’ler değerlendi. Tarlalar, Bahçeler satıldı. İşgücü çoğaldı. Sanayi kuruldu. Alibeyköy’ü mısırı ile meşhur nezih bir mesire yeri olmaktan çıktı.

       İmar plânının değişmesi ile  bütün Haliç sahillerinin temizlenmesi sırasında Alibeyköyündeki Sanayi tesisleri de kaldırılarak bu güne geldik. 2000  sayımında belde nüfusu 43.000 meskende 136.172 olarak sayılmıştı.

       Alibeyköyü’nün en eski yapısı, 1595 de inşa edilen Çoban Çeşme ve Silâhdar çeşmeleridir. 1700 lü yılların başında da merkezdeki Hatice Sultan Camii, Hibetulllah Sultan tarafından inşa ettirilmiş ve Padişah III.Ahmet minberini koydurmuştur.Bu yapı hakkında Camiler bölümünde daha geniş bilgiler bulunmaktadır
       Alibeyköyü kuruluşundan sonra uzun süre Küçük Çekmece kasabasının bir mezraa’sı olarak kalmıştı. Sonra Bakırköye, daha sonra Fatih’e ve en sonunda Eyüp Kazasına bağlandı. 1967’ ye kadar Muhtarlık statüsünde kaldı.Osmanlı döneminde Muhtar-ı evvel ve Muhtar-ı sani olarak (Birinci ve ikinci Muhtar) iki kademe vardı.
       1967 de müstakil Belediye oldu. 1980 den sonra, mahallelere ayrılarak, tekrar Eyüp Kazasına  bağlanmıştır.

       Eyüp İlçesinin müstakil Belediye olduğu 1984 den sonra Alibeyköyünün tarihi çehresi yeniden değişmiş, Haliç Sanayi plânı ile yapılmış bütün tesisler Haliç ve uzantılarından kaldırılarak yerlerine yeşil alanlar yapılmış ve Alibeyköyü de eski görünümüne kavuşturulmuştur. Temizlenen sahiller Park, bahçe ve ağaçlarla donatılmış ve 1994 den sonra da yapılan alt yapı ve sosyal tesisler, yollar, köprüler, meydanlar, spor tesisleri,  kooperatif siteleri ve Çobançeşme’deki sosyal tesisleri ile ve her semte servisi olan toplu taşıma araçları ile Alibeyköyü  tercih edilen gözde bir semt olmuştur.  Bilhassa jeolojik açıdan güvenli bir kuşakta olması ve deprem riski’nin azlığı önem taşımaktadır.

       Alibeyköyü’nün en önemli yeri , ilk iskân bölgesi, Çeşme sokağından Taş Ocağı arasındakiTekke sokağı idi. Okul, Cami, Tekke ve Çeşmeler bu yol üzerinde idi.Bütün yapılar ahşaptandı.

       1857 de Alibeyköyüne  hicret etmiş olan  ve kanun çıkınca Öztunç soyadını alan,     en eski muhacir, Ali Dede ve oğlu Hasan Dede’nin çocuklarına anlattığına göre;  Alibeyköyüne geldiklerinde  5 tane büyük köşk veya saray varmış. Bunların üç tanesi Adile Sultan köşkleridir, Dördüncüsü Ağa Efendi’nin satın alıp tamir ettirdiği ve sonra Apikoğluna sattığı konak ve beşincisinin de  Çırçırdaki Tekke binası veya  Jandarma karakolu binası olması iktiza eder. Çünkü başka büyük yoktu.

       Ağa Efendinin konağı gerçek bir ahşap mimari şaheseri idi. Ahşap işleri ve süslemeleri, oymaları ile topyekün ev eşyası ancak saraylılarda  veya en azından vüzera takımında olabilirdi. Şahsen o binada geçen çocukluğum ve alt kısmındaki  selâmlık dediğimiz küçük konağında geçen gençliğim sebebi ile bu yapıları hala  gözümde, bütün ihtişamları ile canlandırabiliyorum.

       Alibeyköyü nüfusu ilk yerleşenlerin çoluk çocük sahibi olup yeni aileler ile artmasından ziyade, aldığı göçler ile çoğalmıştır. İlk gelenler  Ali Beğ’in Yenicevardar’dan  çiftlik için  gönderdiği bahçıvan aileler idi. Bir kısmı daFatih Vakfiyeleri ile Saya merasında kurulan Saya Ocağı ve eş zamanlı olarak  Evlice Baba vakfı ile Alibeyköyü’nde kiraya verilecek evler inşa eden çalışanlardı.Alibeyköyü,II. Beyazıt Vakfiyeleri ve Kırım Fatihi Mustafa Bey vakfının çiftliği için gelenler ve doğumlarla , 17 asır ortasında 40 haneye ulaşmıştı.

       Dünyada ilk hicret edenin Adem Aleyhisselâm olduğu kabul edilirse, göçler insanların yazgısı ve Allah’ın emri olmaktadır. ( Bu konuda birçok ayet de vardır.)Alibeyköyü’ne göç her zaman olmuş ancak 1877 den sonra hiç durmamıştır. Hele 1950 dan sonra hem Balkanlardan ve de Anadoludan gelenlerle 21 asır başındaki Alibeyköy  bir çok vilâyet’ten daha kalabalık bir nüfusa ulaşmıştır

       Alibeyköy Sosyal Târihi kitabında, Nüfus ve göçlere, sayım ve seçimlere daha geniş yer verilmiş ve bugün yaşayanlardan kökleri eskilere uzanan ailelerin aile efradı, göçleri, işleri, sosyal yaşamları ve başlarından geçen önemli olaylar, “Eski Aileler” başlığı altındarki ayrı bölümde, bazen detaylı ve bazen satır aralarında, anlatılmıştır

       Kitabın 20 asır ve öncesindeki Alibeyköy bölümü de değerli bilgiler içermektedir.